Bir taraftan Türkiye' deki uzun zamandan bu yana hızla ilerleyen tekelleşme, diğer taraftan dünyanın her yerinde gelişmekte olan devletlerindeki devleti yöneten siyasi iradelerin, kendi siyasi görüşüne sahip insanları, devletin kurumlarına yerleştirme anlayışının doruğa çıktığı bir sürecin içerisinde Türkiye bulunmaktadır. Bu sürece bağlı olarak; Türkiye' de de sadece avukatlık mesleğini yönünden bu süreci kısmen inceleyecek olursak; Tüm kamu kurumlarının, daha önceleri kendi bünyelerinde hukuk müşavirliği varken, bu tür kurumlara bile sözleşmeli avukatlar atanmaya başlandığı gözle görülür bir gerçek ve bu kurumların işini sözleşmelide olsa yapmak isteyen avukatların, bu kurumlarda iş verilmesinin ön koşuluda Türkiye' yi yöneten siyasi iradeye sahip siyasilere ulaşmaktan geçtiği bir başka gerçektir. Türkiye' de bankaların ve diğer ticari kuruluşların tamamının, en küçük işletmeleri etkisi atlana alarak, bunların müşterileri ile ticaretini artık kredi kartı veya banka kredisi ile yapmaya başladığı bir zaman ve süreç içerisinde olduğumuzu, ayrıca düşünmeye bile gerek yok. Çünkü bu süreci hep beraber yaşamaktayız; Öte yandan, Türkiye' de sermayeyi idare edenlerle, bu sermayeden iş gücünü kullanarak geçinmeye çalışan insanların gelirleri arasındaki makasın git gide açıklığı artarken, geçim sıkıntısına düşen insanların aile sorunlarını içinden çıkılmaz bir hale getirmekte ve boşanma davalarının çoğalmasına neden olmaktadır. Ekonomik nedenlerle geçimsizliğe düşüp boşanmaya çalışan bireyler sanmayın bir avukata gidip avukatın istediği kadar ücreti, avukata vereceğini, en kötü ihtimal her ne pahasına olursa olsun anlaşmalı bir şekilde avukata gitmeden sorunu çözme yolunu denemektedirler. Türkiye'deki taşınmaz itilaflarına ilişkin davalarda bir taraftan, uzun zamandan bu yana süren kadastro çalışmalarının artık sonlarına doğru gelinmeye başlanması, diğer taraftan çiftçiler yönünden çeşitli desteklerin olması nedeniyle toprak sahibi olan, daha önce bir araya gelemeyen kişilerin(mirasçılar vb kişiler ) destek almak amacıyla bir araya gelmeleri nedeniyle, Türkiye' nin her yerinde bitmeye başlamış olduğu bir gerçektir. Zaten bu tür davaya bakan avukatlarda her yerde aşağı yukarı zaman içerisinde belirlenmiş durumda olup, bu tür davalar genelde aynı avukatlara gitmektedir. Büyük ticari işletmeler, kooperatifler veya kuruluşlar mesleğe yeni başlamış veya tanınmamış bir avukata iş vermemekte veya verse de çok cüzi bir şekilde ücret vermekte, en küçük bir olumsuzlukta bu avukatları azletmektedirler. Öte yandan Türkiye'de sayısı çok fazla olan hukuk fakültelerinden her yıl çok sayıda avukat adayı mezun olmakta, fakat iş alanı oların geçinemeyeceği kadar gün geçtikçe daralmaktadır. Şu acı bir gerçek ki; günümüz dünyasında yukarıda kısmen açıklanan gerekçeler ve diğer sosyolojik olayların toplum yaşamına girmesi nedeniyle suç ve suç işleyen kişinin sayısı gün geçtikçe artmakta ve avukatlar için ceza davaları alabilmek büyük bir önem arz etmektedir. 5271 sayılı C.M.K her şüpheli ve her mağdur için avukat atanmasını zorunlu bir hale getirmesi ile birlikte, son zamanlarda, kendince kendi çevresinde CEZA AVUKATI olarak tanınan avukatlarca * CMK ÇIKTI, CEZA DAVASI AVUKATLIĞI BİTTİ* bu düzenlemenin kimseye faydası yok, devletin bütçesi buna yeter mi, zaten çok cüz-i bir ücret ödeniyor, bu ücrete bu iş yapılır mı söylemleri karşısında, bu kanunun kapsamanın daraltılması gerektiği çeşitli kurumlara dayatılmaktadır. Son olarak C.M.K kapsamındaki zorunlu müdafiilik görevini, devletin para ödemesindeki teknik bir gerekçe ile gecikmesini de bahane ederek, C.M.K. da ki zorunlu müdafiilik kapsamının daraltılmasını istemek, hangi gerçekçi yaklaşımın sonuçlarıdır. Kestirmek mümkün değil. Türkiye Barolar Birliğinin öncülüğünde yapılan, C.M.K ücretleri ödenmemiş ise Baroların C.M.K görevlerini durdurma karalarında, görünüşte devlet tarafından ödenmeyen C.M.K ücretlerini tahsil edilme amacı da taşısa da, C.M.K zorunlu müdafilik sisteminin bir an önce daraltılmasına hizmet etmeye yönelik çalışmaların yoğunluk kazanması dışında hiçbir çözüm üretmeyen, bu düşünceye hizmet etmiştir. Türkiye Barolar Birliğinin, baroların C.M.K Görevlerini durdurma yönünde karar almaları yönünde yönerge değişikliği yapmasının arkasındaki asıl gerçek, C.M.K da zorunlu müdafii bulunması gereken suçların kapsamının daraltılmasıdır. Bir inceleyelim; Baroların C.M.K görevlerini durdurmadan önceki söylemler ile, durdurma kararının kaldırılmasından sonraki söylemlerde değişen ne oldu? Görevleri durdurma kararları uygulamaya girmeden öncede devlet tarafından kısmen ödemeler yapılıyordu. Durdurma kararlarını sona erdirdikten sonrada kısmen ödemeler yapıldı. Yine durdurma karaları uygulanmadan öncede, devleti yönetenler hiç kimsenin alacağı devlette kalmaz, herkesin alacağı ödenecek deniyordu, durdurma kararlarından sonrada aynı şeyler söylendi ve söylenmeye devam ediyor. Peki! Zorunlu Müdafilik görevinin daraltılmasını şimdilik açıkça olmasa da, gerçekte, bir taraftan Türkiye'nin her yerindeki barolarda bulunan Ceza davası takip eden, sayısı çok az olan, Ceza Avukatı olarak tanınan meslektaşlarımızın baskısı, diğer taraftan Devletin bu iş için ayırdığı parayı barolara dağıtmakta hakkaniyete aykırı uygulamaları nedeniyle tüm eleştiri oklarından artık kurtulmak istemesi nedeniyle de isteyen Türkiye Barolar Birliği, üstüne düşen sorumluğun gereğini yerine getirdi mi? Örneğin ödeme gücü olanlara rücu sistemini asla işletme gereği duymadığını hepimiz biliyoruz. 5271 sayılı Ceza Muhakemeleri kanunu biz avukatlara bir taraftan insan hakları ihlallerinin önüne geçmede bir fırsat vermiş ve diğer taraftan yargının üç unsurundan biri olduğumuzu hüküm altına almıştır: Yıllar önce biz avukatlar böyle bir yasal düzenleme mücadelesini başlatmış ve Yargının savunma ayağını oluşturan biz avukatlar olarak duruşmalarda olmadan, mahkemenin duruşma yapmamasını savunmuştuk. Bu isteğimiz en azından, Zorunlu müdafii olması gereken suçlar yönünden, Ceza davalarında kısmen de olsa gerçekleşti. 5271 sayılı Ceza Muhakemeleri Kanunun 188/1.maddesine göre, Ceza Mahkemeleri biz avukatlar olmadan, artık duruşma yapamıyor. Diğer taraftan, İnsan hakları ihlallerinin önüne geçilmesi amacı ile zorunlu müdafiilik, mağdura, davaya katılana ve suçtan zarar görene kadar genişletilmesi şeklindeki düzenleme yapıldı. Bu yasal düzenleme; İnsan Hakları Sözleşmesinin 6/3. maddesinin C paragrafında; mali imkânlardan yoksun bulunan, her sanığın, adaletin selameti açısından bir avukatın hukuki yardımından yararlanma hakkına sahip olduğunu, içeren hükmüne ve Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Milletlerarası Sözleşmenin 14/3-d maddesine uygun bir düzenleme olduğu hepimizin bildiği bir gerçektir. Öyleyse bu kadar çağdaş olan hakları tüm topluma yayma mücadelesi yapılması gerekirken, şimdi bu yaygara niye? Bu yasal düzenlemeler ile kazanılan haklardan, bu hakların kullanılması nedeniyle mali boyutunun, öngörülenden çok fazla olduğu ülkemizi yöneten hükümetimizin öngörmemesi ve bu nedenle de, mali yönden ortaya çıkan olumsuzluğun geri adım atma yönünde bir fırsat olduğu düşüncesi ile Mevcut yasaların kapsamının daraltılması yönünde, yapılacak yasal düzenlemelerin ülkemiz adına kazanılan çağdaş ve adil yargılamaya doğru kat ettiğimiz aşamaların en önemlisinden vazgeçme olduğunu önemle belirtiyor ve MEVCUT DÜZENLEME İLE ÖNEMLİ ÖLÇÜDE AZALAN KOLLUKTA İŞKENCE VE BASKI İLE İFADELERİN ALINDIĞI İDDALIRININ YENİDEN BAŞLATACAĞINI BELİRTİYOR ve diyoruz ki, tüm AVUKATLAR VE HALKIMIZIN bu hakka sahip çıkmasının artık kaçınılmaz bir zorunluluk olduğunu düşünüyor ve yapılacak değişikliğin avukatların C.M.K dan görevlendirme nedeniyle ortaya çıkan Mali sorununu çözme yönündeki yasal düzenlemeler dışında, 5271 sayılı yasanın zorunlu müdafilikle ilgili hükümlerinde yapılacak değişikliğin çağdaş ceza yargısından vazgeçme olduğunu belirtiyorum.07.09.2006 Avukat İsmail SARI |