Adana Avukat İsmail Sari
Avukat İsmail Sarı
 
KİMİN NAMUSU?
Son zamanlarda tüm basın organlarının sayfaları arasında bu ülkenin en can alıcı haberleri yer almakta olduğunun tüm okurlarımızın dikkatini çektiğini düşünmekteyim.
Kadın cinayetleri,daha doğrusu insan cinayetleri.Gerekçe ise namus.Peki namus kimin namusu,hiç düşündükmü?
En azından evlenene kadar, başka ailelerde yetişlmiş,hayat felsefesi birbirine uyuyorda olsa , gerçekte uymayan, toplumsal olarak temelinde kadını bir erkeğin malı olarak kabul gören sosyal anlayışla yetişen bu ülkenin erkek çocukları işleriniz ne kadar zor.Önce kendi namusunu,sonra eşini,kızın,komşunun karısını,komşunun kızını,sonra mahallenin derken uzayıp giden bir liste sonuç omuzlarınızdaki yük üstüne bindikçe binen ağırlık.
Sonra kendinizi nasusundan sorumlu hissettiğiniz kadın yalnız sokağa çıkıyorsa,tabi olduğu erkeği dinlemiyorsa, acaba beni aldatıyormu şüpheleri gün geçtikce beyni kemirmeye, ona şüpheyle bakmaya, şüpheli sorular sormaya ve karşılıklı güvenin yok olduğu bir ortamda kavğaya dönüşen bir karı-koca ilişkisi içinde yaşamak mutsuz evlilikleri beraberinde getirmiyormu?
Bu mutsuz evlilikler devam ederken,içten içe At-Avrat-Silah üçlemesinin beynimizdeki  yankılanması benim malım  ne hükmedersem yapılır anlayışı,   verilen hükmün insan onuruna yakışıp yakışmadığı,bir insan tarafından yerine getirilip getirilemeyeceğini önmesiz hale getiriyor.
Toplumun değer yargıları yüzyıllar önce,kadını bir erkeğin malı haline getirirken,çağdaş dünya artık bunu  yaşamın eşit şartlarda paylaşılması anlayışını, çocukları ileride yaşlanıldığı,elden ayaktan düşünce bakacağı bir yatırım aracı olarak değil, kendi kararlarını veren onurlu bir insan olarak yetiştirilmesi gerektiği bu nedenlere bir insanın onurunun diğer insana tabi kılınmadan, her ne şartta olursa olsun tek başına ayakları üzerinde kalacağı biçimde yetiştirmediğimiz sürece bu cinayetler devam edecektir.
Toplumumuzu oluşturan ailelerinde şiddettle,sorun çözme kültürü ve mantığı değişmediği sürece, daha doğrusu aile içi demokrasi yerleşmediği alie bireylerini oluşturan, aile kadınını,kızını,çocuğu nu bir insan olarak görerek toplumsallaşmadığımız  sürece bu sorunun çözümü mümkün olmayacaktır.
 Her şeyden önce yaşamımızı paylaştığımız kişiye güvenmek zorunda olduğumuzu,güvenimizin azalmaya başladığında ise ,başka hiç kimseye sormadan muhatabı olanla paylaşarak güvensizliği gidermenin yolu aranması gerekirken toplumsal önyargılarımzla hayatımızı zindan etmenin anlamı yoktur.
Erkek kadını, kendi malı gibi görme anlayışından,kadın kendinin sahibinin erkek olduğu anlayışından vazgeçerek eşit bireyler olduğunu kabul etmediği  sürece devam edecek ,nesilden nesile aktarılacak bir sorun.
İnsan doğasına ,onuruna,gelişen sosyal yapıya uymayan,karşılıklı konuşarak çözülmeyen,sorunu şiddetle çözme anlayışı gibi sorunlarla oluşturlan  Önyargılar birini ya öbür dünyaya,yada şiddete maruz bırakmaya , diğerini cezaevine götürürse namus kimin namusu olur?
Bence bu aşamada bir önerim  var,Evet evliliklere artık, eşlerin şiddet eğilimi olup olmadığı yönünde psikolojik rapor  istenilmeli ,şiddete eğilimi olanlar gerekli tedavi yapılana kadar evlilik beklenmeye alınmalı ne dersiniz?


 
Ziyaretçi Sayısı : 629894 Sayfa Gösterimi : 8353408 Online Kişi: 2